ÖNCE SAĞLIK SONRA NEYSE....

YAVAŞ YAVAŞ YAŞ ALMAK VE ÖMÜR BOYU ZİHİN-BEDEN-RUH SAĞLIĞI İÇİNDE YAŞAMAK İÇİN ANDA YOGA İYİDİR...

Translate to ..

ANda YogA

AFO

AndA YogA

" Özgürleştirir..."
e-mail: sinehayat@gmail.com gsm : O544 425 69 03

İnsan bedenini ruhun tapınağı olarak gören Yoga, Sanskritçe, “yuj” sözcüğünden türemiştir.Birlikte olmak, bir bütün olmak, birleştirmek, bütünleşmek, bağlamak, anlamlarında kullanılır.Bu birleşme nasıl olur? Karşıt şeylerin birliği, doğada özgürce bir arada bulunur. Hayatın doğasındaki bu 'Yin-Yang' ilişkisi, insan doğasında da bulunmaktadır.
İşte yoga, insandaki bu karşıtlıkların, birbiri üzerinde baskı kurmadan birlikte yaşamalarının yolunu açar.
Zihin-Beden...Dağılma-Toplanma... Gevşeme-GerilimKapanma-AçılmaDolma- Boşalma... Dişil-ErilNegatif-PozitifKaranlık-Aydınlık...Yersel-Göksel...Aktif-Pasif... Bütün bu karşıtlıklar asana denilen iç ve dış bedene yönelik hareketler; pranayama denilen nefes çalışmaları ve meditasyon uygulamalarıyla ; dönüştüren zıtlıklar haline gelir.. Böylece zihin ve bedendeki enerji akışının önündeki engeller temizlenir. Karşıtlıkların bu
gönüllü birliği de insanın özgür doğasının yolunu açar.
Yoga; zihni, mekanik ve kalıplaşmış dogmalarla dolu düşünme biçimlerinden kurtararak, insanın özgürleşmesi için çalışır. Böylece zihin ve beden arasına sıkışıp kalmış olan enerjinin yolu açılır. Hayat enerjisi (prana/chi), enerji merkezleri (çakralar) ve enerji kanalları (nadiler) yoluyla beden içinde bütün yönlere doğru akmaya başlar. Sağlıklı bir zihin-beden ve ruha sahip olan insan, bütün bir insanlığın ve bütün bir canlılığın duygusunu içinde hisseder
O anda bedenimizi büyük bir yaşama sevinci kaplar.
Nedenini tam olarak bilemediğimiz bir esriklik yaşarız.
Beden, ilk zamanlar alışmadığı için, yoga hareketlerine direnir, “Nereden çıktı şimdi bu kobra duruşu, balık duruşu, kedi duruşu? Ah omurgam ! Ah boynum !” der. Kaslar; yoga hareketleri asanalar sayesinde bir sazın, bir kemanın telleri gibi belli bekleme süreleri içinde gevşetilip- büzülerek sanki akord edilir. Aslında akord edilen ve hayatın titreşimiyle eşleştirilen bütün bir bedendir. Derinin ve hemen altında ve iç organların çeperlerinde bulunan ve bütün bedene oksijen taşıyan kılcal damarlar bu esnemeler sayesinde de kalbin işini rahatlatır. Üst derinin yaşımız ilerledikçe, kırışması kılcal damarların oksijensiz kalması ve kurumasıyla ilgilidir.
Hareketsizlik yüzünden erken yaşta ihtiyarlık hastalığına yakalanan insanların elinin üstündeki deriyi parmaklarınızla sıkıştırın, derideki buruşukluğun çabuk kaybolmadığını göreceksiniz. Yoga hareketleri hangi yaşta olursanız olun, bedendeki kalsium üretimini artırır ve kemiklerin güçlenmesini sağlar. Bu güçlenme diğer sporlardaki gibi dışsal bir güçlenme değil esnek ve kalıcı bir güçlenmedir. Özellikle boğazdaki paratrioid bezine yönelik mum ve balık duruşu, yediğimiz besinlerdeki kalsimun dışarı atılmadan bedende değerlendirilmesini sağlar.

.

.

YOGA’NIN TARİHÇESİ


Yoganın ilk filizlenmeye başladığı zamanlar günümüzden 10-15 bin yıl öncesine kadar uzanır. Bu da atalarımızın araştırmacı bir gözle doğayı gözlemledikleri günlere kadar gider. Şamanik dönem yaşantısındaki insanlar, hayvanları, bitkileri, böcekleri, kuşları ve tüm diğer canlıları dikkatle incelediler. Gerek korunma ihtiyacıyla, gerekse sezgisel uyum içgüdüsüyle onları, dansla-sesle taklit ederek onlarla birlikte yaşamanın yollarını aradılar.
İşte yoga hareketlerindeki duruş ve pozisyonların kaynağı, bu çabaların bir ürünüdür.
Bu davranışların diğer bir amacı da, hayvanların yeteneklerine ve güçlerine sahip olmaktı.
Bir tavus kuşundaki kadar sağlam bir mide, kobranın ki gibi esnek bir omurga gibi...
Daha sonra da asana denen yoga hareketlerinin bir kısmına, bu canlıların
isimleri verilmiştir.
Günümüzden takriben 7000 yıl önce ise, toplumun babası olarak da bilinen bilge kişi Shiva’nın düzenlemesiyle Yoga, sistemli bir bilim haline gelmiştir. Shiva aynı zamanda
müzik notalarını ilk düzenleyen ve tıp biliminde doğal tedaviyi ilk ortaya çıkartan önemli bir kişiliktir.
Daha sonra, günümüzden takriben 3500 yıl önce de, insan toplumunun savaşlarla dolu karanlık bir dönemden geçtiği zamanlarda Krişna isimli bilge kişilik ortaya çıkar. Krişna değişik ırklardan insanlar arasındaki savaşı sona erdirir ve altın bir çağ başlatır. Dünyanın en uzun epik destanı olan ve bu karanlık çağı ve aydınlığa çıkış sürecini anlatan Mahabharatada Krişna, insan hayatındaki yogayı açıklık, dürüstlük ve saflık
açısından değerlendirir.

…Ve bundan 2300yıl önce de ilk kez, Patanjali isimli bir başka bilge kişi de sözlü gelenek ve pratikle o güne kadar gelen yoga tekniklerini “Yoga Sutra”sında yazılı hale getirmiştir.




Yoga Bir hayat yolu..Bir yaşama sanatıdır...

Yoga, dansı, müziği, sanatı, edebiyatı, ve kültürü, kısaca her yönüyle insan toplumunu kucaklar. Yine yoga, evrende 'olan ve olmakta olan' her şeyi; bitkiler ve hayvanlar
dünyasını ve de her bir bireyi ile tüm insanları içine alan bir hayat yoludur. Bir yogi, dünyanın her köşesinde kendi yuvasını bulabilir. Başkalarını en yakını olarak görebildiği gibi, kendi de başkalarının en yakını olabilir. Yoga yapan kişi, dansla, şarkıyla, meditasyonla; en yakın çevresi olan kendinden başlayarak, atomaltı parçacıklardan kainata kadar uzanan gizem perdesini her aralayışta büyük resmin parçalarından birini görmenin keyfini yaşar.

Daha sonraları meditasyon egzersizlerine, şamanlardan, Amerikan kızılderililerine, sufizmden, değişik tasavvuf öğretilerine, Çin’den Japonya’ya kadar bir çok kültürde rastlanmıştır. Kuzey Amerika kızılderilileri Hopi’lerin mitolojik metinlerinde, insanın ekseni olan omurga üzerinde uzanan çakralardan, titreşim merkezleri olarak bahsedilmektedir.
Bundan da anlaşılıyor ki yoga, insanlığın ortak bilincinin ve sezgisel bilginin bir ürünüdür.
Yoga, sadece belli bir ülkeye ya da belli bir bölgeye ait bir öğreti değildir. Zaten binlerce yıl önceki ilk çıkışı da, sınırların olmadığı, insanlığın daha bir ve bütün yaşadığı, kıtaların birbirinden ayrılmadığı jeolojik zamanlara kadar uzanmaktadır.

Yoga’nın bugün Dünya’da giderek yaygınlaşmasındaki asıl neden ise; insanın zihin-beden
ve ruhundaki sorunları, bizzat kendi üstünde deneyip gözlemesinde yatıyor.
Yoga, aynı zamanda, insandaki hastalık tohumlarını daha ortaya çıkmadan yok eden,
kendi doktor insan’ ın yolunu açmaktadır.

Yoga, ne kapalı kapılar ardında oturup planmış bir dogmadır ; ne de amaç için her şeyi mübah gören değişik siyasi, ekonomik ya da fanatik inanç örgütlenmeleri gibidir.
Yoga, binlerce yılın deneyimi ve bilgisiyle beslenmiş bir hayata bakıştır. Yoga, varolan insanlık kültürü ve bilgi birikiminin ışığında, bütün hayatı kucaklamaya çalışan bir yaşama sanatıdır. Aynı bir dans, bir şiir, bir müzik ya da diğer sanatlarda olduğu gibi…
Burada hiçbir dar ve kısıtlayıcı duyguya, politik ya da dinsel görünüşlü dogmaya yer yoktur. Yoga’nın vizyonunda insanların üzerinde baskı kurmayan, her türlü inanca, düşünceye eşit bir yaklaşım vardır.

Yoga son yol değildir...Yoga yolları açan bir yoldur…
.
.
.
YOGA TÜRLERİ ÜZERİNE

Binlerce yıllık geçmişine rağmen bugün bile insanların yoga hakkındaki fikirleri net değildir.Kimi insan tarafından yoga zor yapılan jimnastik hareketleri olarak algılanmakta; kimi insan ise yogayı bir din ya da tarikat olarak algılamaktadır.Rasyonel bir batılı için ise yoga, sadece yoğun iş hayatının stresinden kurtulmak için yapılan bir zihin-beden çalışmasıdır. Bazıları için ise yoga kısa yoldan başarı elde etmek ya da bazı mistik güçler kazanmak için yapılacak bir şeydir. Bütün bunlar ele avuca sığmayan ve sınırları olmayan yogayı ifade eden yaklaşımlar değildir. Gerçekte yoga, bölünemez bütünlükte olan bir aktivitedir. Her yoga çalışması, bir ebru sanatı gibi, o anda yapılır, biriciktir ve başka benzeri yoktur. Bütün yoga türlerini kendi içinde birleştiren bu aktivitenin kaynağına RAJADHİRAJA YOGA denir.(Kralların kralı yoga). Yoganın her bir yönünü ele alır.
Bir parmak izinde, bir gülümseme izinde olduğu gibi; farklı bio-ritm, farklı psikoloji, farklı inanç, farklı yaş ve farklı bedende olan herkes kendine uygun bir yoga tarzını uygulayabilir.
Yoga
türleri, genellikle zihinsel, bedensel ya da ruhsal ağırlıklı olmalarına göre ayrılır. Her insan, kendisinde eksik bulduğu bu üç yönden birine göre kendi yoga türünü seçebilir. Fakat sürekli tek bir yöne ağırlık verilerek yapılan yoga çalışması, kişinin ‘kendisi olmak’ için verdiği özgürleşme yolunu tıkayabilir. Ayrıca bu 'fazla olanın' üstüne gitme, o insanda değişik psikolojik ya da fizyolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Nasıl ki bir çiçeğin açması için aynı anda, toprak, su ve havaya gereksinimi varsa; insanın da sağlıklı bir zihin,beden ve ruh haline gereksinimi vardır. İlgi alanımız, bulunduğumuz konum ve de inancımız ne olursa olsun…
Terzi, dansçı, yazar, mimar, balıkçı, sinemacı, işli- işsiz, çiftçi, ressam, sendikacı, tiyatrocu, anne-baba, bilim insanı, teknokrat, antropolog, çevreci, sahaf, esnaf, gezgin, çevirmen, rehber, pilot, dağcı, flaneur-avare...Ya da bunlardan bir-kaçı birden…
O ilgi alanı ve o konumda; insanlara, konumuza, zihin-beden ve ruhumuzun vicdan süzgecinden geçerek yaklaşıyorsak, bu da yoganın sempati alanındadır.

Kaynaktan çıkan değişik yoga türlerine bakacak olursak...

JİNANA YOGA
Keskin bir zihin ve bulutlanmamış entellekt gücünün yogasıdır. Bireyi zihnin normal boyutlarının ötesine taşıyarak özgürleştirmeyi amaçlar.


BHAKTİ YOGA
Kızgınlık, kin ve kıskançlık gibi olumsuz duygulardan olumlu yönde kurtulmak için kanallar açar. Lekesiz sevginin yogasıdır. Bireyin kendini ve çevresini sevmesi ilk adımdır. Sevgi olgunlaşır aşka dönüşür. Sınırlı boyutlar içindeki aşk, gelişir sınırsız aşka dönüşür. Böylece evrendeki sonsuz bilinçle ruhsal arkadaşlığın yolları açılır.
RAJA YOGA
İçsel konsantrasyon yogasıdır. Zihin burada öze yoğunlaşır. Zihnin bilinçli kontrolünün önündeki engelleri temizler. Baskısız bir zihin ve sürekli barış duygusunu ortaya çıkartır.

KARMA YOGA
Eylemi tanıma, doğru eylem yapma yogasıdır. İnsan, karşılıksız hizmet çalışmalarıyla zihnini temizler içindeki tanrısallığı ortaya çıkartır. Çeşitlilikteki birliği algılayan insan, egosunun efendisi olur. Karma Yoga yapan insan her hareketini kusursuz kılmaya ve günlük hayatında özgür olmaya çalışır.


HATHA YOGA
İlk çıkışı, M.Ö 1200 yıllarında yaşayan bilge kişi Swami Swatmarama’nın yazdıklarıdır.
Yoganın ilk dört yönü psiko-ruhsal boyutlardadır. Ancak bunları gerçekleştirirken sağlam bir fiziksel bedene gereksinim duyarız. Asanaların esnettiği beden, nefes çalışmalarıyla desteklenir. Sanskrit dilinde, Ha sözcüğü hem pozitif akım hem güneş anlamına gelmektedir

Bedenin sesidir. Tha sözcüğüyse, hem negatif akım hem ay anlamına gelmektedir. Zihnin sesidir. Hatha Yoga bu iki akımın ya da enerjinin uyumlu birleşimi anlamına gelir. Amacı zihin-beden dengesinin kurulmasıdır. Böylelikle sağlam bir temel oluşturulur. Daha sonra da
zihin-ruh çalışmalarına geçilebilir.
(Yin-Yang ilişkisinde olduğu gibi )

KUNDALİNİ YOGA
İnsanda var olan kundalini enerjisini uyandırmaya yönelik yoga tekniğine verilen başka bir addır. Zaten öz kaynaktan çıkan bütün yoga türleri, kuyruk sokumunda bir yılan gibi kıvrılarak oturan bu hayat enerjisini çakralar boyunca yükselterek, evrensel enerjiyle birleştirmeyi amaçlar. Çünkü kök çakrada hareketsiz kalan bu enerji, gerek cinsel alanda, gerekse sosyal alandaki ilişkileri kabalaştırır. Bu enerji ile tanışmayan ve bir çok davranışımızı ve hastalıkları belirleyen salgı bezleri; ipinden kopmuş bir uçurtma gibi, sadece varolan sosyo-bio-genetik yapımızın boyunduruğu altında, bizi oradan-oraya savurur. Bu enerji bütün insanlarda uyur halde vardır. İşte yoga bu enerjiyi uyandırıp omurga boyunca yukarı çekmeye çalışır

DHYANA YOGA
Meditasyon kelimesinin Sanskrit dilindeki karşılığı Dhyana’dır.
Dhyana Yoga farklı meditasyon teknikleri üzerinde yoğunlaşır.



BİBHUTİ YOGA
Bibhuti, doğaüstü güçler
anlamına gelir. Bu güçlere sahip olmak isteyenlerin uyguladıkları bir yoga tarzıdır. Yanlış amaçlar için kullanıldığında ters sonuçlar verir.

Bunlardan başka daha bir çok yoga öğretisi vardır. Bunlardan bazıları…
Kriya yoga, Laya yoga, Tapah Yoga, Siddhanta Yoga, Bhava Yoga, Abhava Yoga, Ashtanga Yoga, Nada Yoga, Vindu Yoga, Maha Yoga, Sahaja Yoga, Ananda Yoga, Tantra Yoga ve Kişisel-Özgürleştiren Yoga...

Fakat bütün bu yoga türleri ve yeni yoga türevleri, amaç için her şeyin mübah görüldüğü günümüzde; klanlaşmış organizasyonlar yüzünden yoganın vizyonunu bulanıklaştırmış, dışlayıcı misyonlar ortaya çıkmıştır.
Çünkü iletişim teknolojisinin sağladığı bilgiye ulaşma kolaylığı, aynı zamanda büyük bir bilgi kirliliğini de beraberinde getirmiştir. Bu durum, her alanda gerçek kaynaktan çıkan doğru bilginin üstünün de, tozla kaplanmasına neden olmuştur. Yine de doğrusuyla-yanlışıyla yapılan bütün yoga etkinlikleri, zıdların dönüştüren birliği gibi bir seyir takip etmekte, ele-avuca sığmayan yoga öğretisinin kaynağına doğru yol almamızı sağlamaktadır. İşte ancak hep birlikte, o zaman yoganın nasıl bir yaşama sanatı olduğunu öğrenebileceğiz. Yoga tek başına bir kurtuluş değildir.Yakın çevremizden başlayarak, gezegene yayılmış insanlarla ve canlılarla empati kuramayan bir yoga çalışması kanadı kırık kuş gibidir. Zihin-beden-ruh üçgeninin uçurtma olup, kişiye diğer kuşlarla birlikte uçma zevki veren yoga; kendine ve başkalarına zarar vermeyen bir özgürleşme anlayışının yollarını açar.
Yalnızca sağlıklı ve zeki bir insan olarak yapılan paylaşmasız bir gezinti, yüreğimizi körleştirir, kulağımızı paslandırır.

Ve de bu, ne gerçek bir sağlık, ne de gerçek bir zekadır.

RAJADHİRAJA YOGA

Yoganın bütün önemli yanlarını birlikte ele alır ve birleştirir. Amacı bedenen, zihnen, ruhen gelişmiş bir kişilik oluşturmaktır. Bunun için gerekli olan, psiko-fiziksel (bedenen ve zihnen etkili) ve psiko-ruhsal (zihnen ve ruhen) etkili teknikleri öğretir. Birey bu öğreti içindeyken bir yandan, bütün zihinsel-bedensel-ruhsal uygulamaları yaparken, bir yandan da dünyevi görevlerini rahatlıkla yerine getirebilir. Rajadhiraja Yoga sistemi içinde sekiz kollu ya da basamaklı yol olarak bilinen Ashtanga Yoga vardır.

Bu yollar insanın dış varoluşundan iç varoluşuna kadar uzanır...

İç içe olan bu 8 yoga aşamasına kısaca bakacak olursak :

1.Yama : Dış dünya ile ilişkilerde negatif davranışlarda bulunmamak...

2.Niyama : Kişinin iç dünyasında pozitif yönlerini güçlendirmesi…

3.Asanalar : Duruş ve beden çalışmalarıyla bedenin bir çalgı aleti gibi akord edilmesi.

4.Pranayama :Doğru nefes alma teknikleriyle zihin konsantrasyonu…

5.Pratyahara : Şarkıyla, dansla yoğunlaşan zihnin kendisini sonsuz bilince sunması…

6.Dharana : Zihnin dolgu maddesi olan cittayı belli bir noktada sabitleştirmek...

7.Dhyana : Zihnin meditasyon yaparak canlılığın sonsuz bilinciyle aynı ritme girmesi...

8.Samadhi : Birim bilinçle, sonsuz bilincin, sessizliğin sesinde birleşmesi hali...
YOGANIN KAYNAĞI


İnsanlık, binlerce yıl önce gezegenin dört köşesinde şamanik bir dönem yaşadı. Bu dönemde, insanlar için değişik boydaki titreşimleriyle doğadaki en küçük birim bile canlıydı. İşte bu sezgisel bakış, yoganın da çıkış kaynağıdır.

Şamanların, hayatın ve canlılığın 5 temel elementini içinde barındıran toprak-su-ateş-hava ve ağaçla kurdukları sezgisel ilişki onların yaşama biçimiydi.

Ağaçlara, toprağa, geyiklere, nehirlere, dağlara kendi arkadaşları gibi yaklaşarak onları koruyan şamanlar ve kızılderililer nefesle-sesle -ritmle, doğayla birlikte, dansettiler şarkı söylediler.

İşte yoganın sekiz kolu ; bir ağacın gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesinin küçük bir tohumda saklı olması gibi;
insanın içinde açan hürriyet çiçeği
lotuse giden yolun merdivenleridir.













Bugün bilim insanları, bir lotüs çiçeği gibi iç içe olan evrenlerin içindeki; galaksileri yıldızları; değişik titreşimlerde, gözle görülemeyen yüksek boyutta esnek iplikçiklerden meydana gelen bir dokunun bir arada tuttuğu fikrine yaklaşmaktadır. Bilim adamları, etkileri görülen kendisi görülmeyen bu dokuya kara madde demektedir.

Binlerce yıl önceki canlıcı sezgisel bakış, binlerce yıl sonraki bilimsel bakışla neredeyse eşleşmektedir. Her konuda ve alanda büyük bir bilgi kirliliğinin yaşandığı çağımızda, üstü tozla örtülen kaynak, hayatın nefesindeki rüzgarla ortaya çıkmaktadır.

İnsanın tahakkümü altındaki havanın,denizlerin, ormanların özgürleşmesi için…
Belli insanların tahakkümü altındaki insanlığın özgürleşmesi için…
Dansla, şarkıyla, şiirle…En büyük sanat olan yaşama-yaşatma sanatıyla

İlk insanlarda içgüdüsel olarak görülen,‘öteki korkusundan kendimizi kurtararak…

Çocukluğumuzun ve çocukların 'uçurum çukuruna' düşmemesi için; ondan-bundan şikayet, entrika-dedikodu yerine, kendi mahallemizdeki çukuru kendimiz kapatalım…

ASANALAR (Yoga hareketleri)




Asana kelimesi Sanskritçe, yer-nokta’ anlamına gelir. Burada, Rahat/sabit duruş-hareket anlamında kullanılmaktadır.
Ayrıca bedenin hoşuna giden hareketler anlamında da kullanılır.

Asanaların çıkış noktası :

Asanalar binlerce yıl önce, yogilerin doğayı gözlemlemeleri sonucu ortaya çıkmıştır.
Hayvanların hareketlerini, nasıl dinlendiklerini, hastalandıklarında kendilerini güdüsel olarak
nasıl iyileştirdiklerini gözleyen yogiler-yoginiler, çeşitli duruş ve hareketleri kendi bedenlerinde deneyerek, bunların organlar ve davranış biçimleri üzerindeki etkilerini incelemişlerdir.
Yüzyıllar süren denemeler sonunda binlerce hareket içeren bir sistem oluşturmuşlardır.

Ashtanga Yoga sisteminde fiziksel ve psişik açıdan etkili 40 temel hareket uygulanmaktadır.Hiçbir şey yapmıyormuş gibi yapılan bu sabit duruşların, aslında bedeninin
en derinlerine kadar olumlu etkileri vardır.

Yerçekimine göre hareket etmeye meyilli kanımız ve iç organlarımız bu sayede kendini yeniler ve hücre yaşlanması yavaşlar. Beden bekledikçe asanaların olumlu etkileri; kasların,
kemiklerin, hormonların, damarların, hücrelerin derinliklerine kadar gider.
Asanalar, metabolizmanın çalışma şeklini, yeniden kurulan saat gibi eski ritmine kavuşturur. Beden acele etmeden yaş alır, yani yavaş yavaş yaşlanırız.

Böylece erken yaşta yakalanılan ihtiyarlık hastalığından kurtuluruz.

ASANA YAPARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR :


  • En fazla yarar için günde iki kez yapılması önerilir. Bir kez yapmak gerekiyorsa da sabah kahvaltıdan önce yapmayı tercih edin.Yemekten sonra yapmanız gerekiyorsa da en az bir saat bekleyin. Sabahları beden hareketsizlikten katılaştığından, ısınma çalışmaları önemlidir.
    Akşamları yapılan yogada gün içindeki hareketlilik yüzünden bedenin fazla ısınmaya ihtiyacı yoktur. Bu saatlerde nefese, ağır olmayan hareketlere, gevşeme çalışmalarına ve meditasyona yer vermek daha iyidir.
  • Asanaları tam ya da yarım banyo aldıktan sonra yapın.

  • Regl dönemlerinde ve ateşli hastalıklarda asana yapmayın. Ancak masaj ve rahatlama teknikleri yapabilirsiniz. Yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlığı olanlar asana yapmadan önce mutlaka öğretmenlerine danışmalıdır.

  • İyi havalandırılmış, sigara dumanı ve ağır kokuların olmadığı bir ortam seçin. Evde halı üzerine koyacağınız battaniyede açık renk motifsiz bir çarşafla asana yapın. Asana süresince konuşmayın.

  • Asanalardan önce ısınma, nefes; sonra ise masaj ve rahatlama çalışmalarını mutlaka yapın.

  • Bir öğretmenden ders almadan yalnızca kitaplara bakarak asana yapmak bedende bazı sakatlıklara yol açabilir. Dersinizi alın, sonra kitaplardan faydalanın.

  • Asanalar yapılırken nefes çoğunlukla burundan alınır, burundan verilir. Nefes bir okyanus gibi, derin ve geniş yüzeyli olmalıdır. Hem bol hava alınmalı, hem de nefes yavaş ve uzun olmalıdır. Nefesin burundaki rüzgarı ve geçtiği yollar takip edilmelidir. Yine nefesin içeri alınması, bekletilmesi ve verilmesi yumuşak geçişlerle ve bir akışkanlık içinde yapılmalıdır. Nefes ne denli yavaş, ritmik ve düzenli ise, zihin de o denli güçlü bir
    konsantrasyona sahip olur.

  • Hareketleri yaparken bedeni, kasları,kemikleri zorlamayın. Biraz sabır gösterin. Beden nasıl olsa zamanla açılacak esneyecektir. Jimnastik yapar gibi yoga yapmayın.

  • Sabit duruşlarda, aslında hareket etmek isteyen beden değil akıl kafesindeki maymundur. Kafesi açın, maymunu serbest bırakın.

  • Asanaların bir kısmı nefes alınırken, bir kısmı verilirken yapılır. Hareketlerin başlangıcında ve bitiminde asanaları aldığınız ve verdiğiniz nefesle eş zamanlı yapın. Hareketlerin başlangıcında olabildiğince az kas kullanın, beklerken olabildiğince çok kas gevşetin. Belli bir hareketi yaparken bütün bedeni değil, sadece hareketle ilgili bölgeyi kasın ya da gerin. Bütün bedenin gerildiği hareketler ayrıdır.

  • Hareketler sırasında ağzınız hafif açık olsun. Diliniz yumuşakça üst damağa temas etsin. Bu yüzdeki ve bütün bedendeki gevşekliğin anahtarıdır.

    Asanalar yapılırken dikkat edilmesi gereken diğer bir çok nokta, ancak bizzat pratik içinde bir yoga öğretmeni tarafından anlatılabilir. Bu da, sayısız çeşitlilikteki hareketin bekleme süresi, nefes biçimi,hareketler arasındaki devamlılık, geçiş ve her kişinin bio-fizyolojik- zihinsel yapısıyla ilgilidir.


KONSANTRASYON VE DERİN DİNLENME (SHAVASANA)
Türkçe karşılığı ölü duruşu olan bu duruş, yoga hareketlerinin sonunda yapılır. Bazı tekniklerde ise başında hem sonunda yapılır.
Shavasana, beden ve zihin arasında oluşturulan dengede, zihnin beden üzerine kurduğu
kontrolü olabilecek en olumlu çizgiye getirir. Asanaların zihin üzerine etkisini en güçlü bu duruşda hissederiz. Derin dinlenme, Shavasana hareketi bağımsız olarak tek başına da yapılabilir. Ayrıca meditasyon aşamasına hazırlayıcı bir duruştur.

Yapılışı: Dış dünyadan, olumsuz uyarıcıların gelmeyeceği bir ortam sağlanmalıdır. Hafif ve dinlendirici bir müzik konabilir. Bedenin bütün uzuvları hareketsiz, gözler kapalı bir şekilde uzanın. Sakin ve kendi akışı içindeki nefesinizde yoğunlaşın. Sessiz, derin, yavaş aldığınız diyafram nefesini daha sonra akış içinde göğüs nefesiyle birleştirin. Bir-kaç dakika sonra nefesinizi kendi haline bırakın. Sonra Kendinizi sanki yere yapışmış ıslak bir çarşaf gibi düşünün.Ya da denizde yatmış sonsuz gökyüzüne bakıyorsunuz. Sizin için bedenin sadece yere değen yerlerinin var olduğunu imgeleyin. Bir süre sonra da sonra bütün organlarınızı aşağıdan yukarı doğru tek tek düşünerek gevşetin.
Bedeninizin tamamen dinlendiğini düşünün.Yukardan, aşağıdaki kendinize bakın.
Zaman ve yer kavramlarının ötesine geçmeye çalışın. Duyarlı-süptil bir enerjinin hakim olduğu farkındalıklı sakin bir zihin hali…Kendini rüzgara bırakmış bir uçurtma gibi...
Yalnız uykuya dalmamaya dikkat edin. Yoksa duyarlı titreşimler yerlerini, kaba, statik ve
rasgele titreşimlere bırakacaktır. En azından 10-15 dakikalık bu derin dinlenme, özellikle
yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlığı olanlara da önerilir.

PRANAYAMA (NEFES ÇALIŞMASI)


Prana, hayat enerjisi, ayama ise kontrol etmek demektir. Pranayama da hayat enerjisini kontrol etmektir. Prana, içtiğimiz suda, soluduğumuz havada, güneş ışınlarında, sebze ve meyvelerde, ulaşabildiğimiz ulaşamadığımız her yerde vardır. Eski bir yoga deyişi ,
Dünyayı hava dokur, insanı nefes dokur” der. Pranayama başlı başına bir yoga sistemidir. Buna Svarodaya Yoga denir. Sürekli hareket halindeki zihnimizi nefes çalışmalarıyla kontrol
altına alabiliriz. Pranayama istem dışı çalışan otonom sinir sistemi ile yakından ilgilidir. Bu sistemin çalışmasını, işlevlerini, nefes çalışmalarıyla bilinçli bir şekilde kontrol altına almak mümkündür. Omurganın iki yanında bağlantıları olan bu sinir sistemi, pranayama sayesinde, bedenin hastalık biriktirmesini engeller, mikroplar daha tohum halindeyken yok edilir. Ayrıca nefes alınırken karnın şişmesi diyafram kasının aşağı çekilmesi akciğerlere hava girmesi için büyük bir yer açılır. Nefes verirken karnı içeri çekmek de akciğerleri sıkıştırarak karbondioksitin dışarı tamamen atılmasını sağlar. Böylece havadaki oksijenden azami ölçüde faydalanmış oluruz.Yine eskilerin bir sözünü söyleyelim;
sağlıklı insan, henüz hastalığının farkında olmayan insandır”.
(Bir de oturup hastalanmayı bekleyen insanlar vardır...)
Genellikle yoga yaparken kullanılan nefes teknikleriyle, pranayama karıştırılır. Oksijenlenme ile pranayama ayrı şeylerdir.

Sekiz kollu yoganın üçüncü bölümü olan asanalar iyice öğrenilip, hayatımızın bir parçası yapıldıktan sonra pranayama tekniği öğretilir. Fakat önceden, bazı pranayama çalışmalarının yoga içine serpiştirilmesi, yoganın bütünselliği açısından gereklidir.

YOGİK MEDİTASYON


Yoga felsefesine göre zihin; fiziksel olandan ruhsal olana kadar uzanan iç içe geçmiş katmanlardan meydana gelmiştir. Bilinçaltı katmanımızda insanlığın atalarından gelme değişik korku ve dürtülerle kaplanmış, içgüdüsel eğilimlerle dolu bölge de vardır.
Bu katmanlar; duyularımızı belirleyen bilinçli zihin, zekamızla ilgili bilinçaltı zihnimiz
ve de sırayla yaratıcılığımızın, ruhsallığımızın yaşadığı süper bilinçli katmanlardır. En dipte de zihnin ruhla birleştiği saf bilinç katmanı vardır.
Fakat insanların çoğu genellikle zihnin duyular ve zeka ile ilgili katmanlarında yaşar.
Bunun için herkes sanatçı, yaratıcı olmak ister ama olamaz. Saf zihniyle, ruhunun istediği gibi özgürce yaşamak ister ama yaşayamaz. İnsanların önündeki sosyal ve ekonomik şartlar da bu isteğin önündeki en büyük engellerden biridir. Maddi ve ekonomik engelleri aşanlar ise, kendilerini duygusal ve içsel yönden geliştirmediklerinde, ciddi ruhsal çöküşler ve sıkıntılar yaşayabilirler.

Ancak gerçekçi olup imkansızı istersek, saf zihnimizle yaşayabilir, ruhumuzun istediği yere gidebilir ve bu Gezegen’i her canlı için yaşanabilir bir hale getirebiliriz. Yoksa ömrümüz onu- bunu şikayet ve bahanelerle geçer. Bunun için değil midir ki, haksızlıklarla dolu ve herkesin kendine göre haklı olduğu bir gezegende yaşıyoruz. Sinema adamı Charles Chaplin’in dediği gibi, 'çok zekiyiz ama az hissediyoruz'. Şimdi sorunun ve sorunların özüne yani yine kendimize dönelim. Bir bilge, zihin için şunu diyor:
“Dünyanın en büyük fatihleri zihinlerini fethedenlerdir.”
Meditasyon bize bu keyifli fethin yollarını açar. Dağları ve kıtaları aşan evrensel bakışın duygusunu hissetmemizi sağlar.



Yogik meditasyonun iki temel prensibi vardır. Birincisi, zihni tek bir noktaya yoğunlaşana kadar onu dışa dönük nesnelerden kademeli olarak içeri çekmektir. İkincisi, öğretmen tarafından verilen mantranın anlam ve duygusunu tam olarak hissederek tekrar etmektir.
Bu tekrarlar fiziksel bedende güçlü titreşimler oluşturur ve bu titreşimler, beynin tam ortasında bulunan, mantar şeklindeki epifiz salgı bezi tarafından algılanır. Bilge filozoflar
bu salgı bezi için, düşüncenin yöneticisi” ve “ruhun evi” demişlerdir. Bilim adamları epifiz salgı bezinin tüm alt salgı bezlerini ve bedenin bir çok organlarını etkileyen ve kişinin bilinç durumunu yönlendiren hormonlar içerdiğini ortaya çıkardı. Herkesin parmak izinin ya
da gülümsemesinin farklı olması gibi, beden ritmi ve zihinsel titreşimi de farklıdır. Onun için her öğrenciye verilen mantra da farklıdır. Her mantra, bir öze, özel bir söze ve özel bir titreşime ve ritme sahiptir. Bilim adamlarının doğada ki ve evrendeki her şeyin farklı bir titreşimi olduğu fikrine yaklaştığı günümüzden yıllar önce, eski çağ yogileri sezgisel bilgileriyle bu titreşimi fark ettiler. Buradan yola çıkarak değişik noktalardan yayılan titreşimleri yüksek sesle söyleyerek Sanskrit alfabesinin harflerini oluşturdular. Meditasyon yapan kişi tarafından yinelenen bu mantralar insan ruhunun titreşimlerini ortaya çıkartır ve kişi zihninde gereksiz yere ağırlık yapan düşüncelerden kurtulur. Mantralar aynı zamanda çakraların özelliklerini, nasıl olduklarını anlatan beyitlerdir. Sürekli meditasyon yapan bir kişide, elektro-manyetik dalgalar üreten beyindeki titreşim sayısı saniyede 13ken. 4’ e kadar düştüğü saptanmıştır.

Bu da 'derin sükunet' demektir.



İşte şimdi; kendi zaaflarınızla ve çevrenizdeki olumsuzluklarla mücadeleye hazırsınız...




Meditasyonda kendi yönteminizi de yaratabilirsiniz...




Buna karşın bedendeki titreşim ve ritmin evrendeki titreşim ve salınımlarla ilişkisinden yola çıkılarak yapılan mantrasız meditasyon yöntemleri de vardır. Bu da içimizdeki ve dışımızdaki titreşimleri hissederek onları aynı dalga boyuna getirmeye çalışarak olur. Kendisine verilmeye çalışılan mesihlik, guruluk konumlarını reddeden ve özgür hayata inanan Jiddu Krishnamurti, meditasyonun mantra kullanılmadan da yapılabileceğine inananlardandı. Hakikatin, yolları olmayan bir ülke olduğunu ve ona herhangi bir dogmatik
düşünce ve inanç aracılığıyla ulaşılamayacağını söyleyen J.Krişnamurti, ancak tek tek bireylerde yaratılacak, özgür bilinçsel sıçramanın birden bir yay gibi diğer bireylere sıçrayacağına inanıyordu.
1986 Yılı’nda 90 yaşında ölene kadar, içsel özgürlüğün, dışsal özgürlüğe yol açabileceğinec inandı. Bununla ilgili ; zihin, düşünce, sezgi, şiddet, yoga, meditasyon ve özgürlükle ilgili düşüncelerini Dünyanın her tarafında verdiği konferanslarla ‘müridler’ yaratmaya çalışmadan anlatmaya çalıştı.

Meditasyon yapan kişinin dikkat etmesi gereken noktalar :

1- Günde iki kez...Sabah ve akşam yemeklerden önce..
2- Sakin bir ortam...
3- Mümkünse hep aynı yer. Ya da huzur duyacağınız bir yer.
4- Doğru bir enerji akışı için dik omurga.
5- Yarım ya da tam banyo...Temizlik.
6. Belli bir aşamaya kadar derinliği olan bir müzik
7- Alçak gönüllülük...
8- Yardımseverlik...Paylaşmak
9- Doğa ile arkadaşlık
10. Özgürleşme çabası…
11. Farkındalık...
12. Duygusallıktan çok duyarlılık...
13. An biriktirmemek, anın karnını doyurmak...
14. Meditasyona nefes çalışmasıyla başlamak...

ÇAKRALAR - ENERJİ VE BİO-PSİKOLOJİ


Yoga bilimi, hangi ulustan, inançtan ve hangi düşünceden olursa olsun, herkes içindir.Bizi tanımlayan ilk özellik insan olmamızdır ve insan olarak da dharmamız (doğamız) birdir.Örneğin insan, içgüdülerinden çok zihni tarafından kontrol edilir. Zihin, konsantrasyon yaparak düşünür. Yani zaman zaman kendiliğinden meditasyon yapar. Zihnin bilinçli konsantrasyonu gerçek meditasyondur. Bunun için bedenimizdeki enerji merkezleri olan çakraları ve onların salgı bezleriyle ilişkisini iyi bilmemiz gerekir. Çakralar omurga boyunca psişik enerji kanallarının kesiştiği noktalarda bulunur. Hayat enerjisi, nadiler dediğimiz bu kanallar boyunca akar. Çakralar genellikle iç salgı bezleriyle ilgilidir. İç bezler kana karışan hormonları salgılar. Bu hormonların dengeli salgılanması insan sağlığını ve kişiliğini önemli ölçüde belirler. Modern Dünyanın tıp uzmanları, bunu kavramadan binlerce yıl önce, yogiler, beyinle salgı bezleri arasındaki bu karşılıklı etkileşim ilişkisini sezmişler ve yoga hareketlerini bu yönde geliştirmişlerdir. Çakralar; sinirleri, sinir hücrelerini, salgı bezlerini ve zihinsel eğilimleri (vrittiler) yönlendirir. Evrenin oluşumundaki beş temel element, katı, sıvı, ateş, gaz ve eter bedenimizde de mevcuttur. Bu 5 elementi 5 çakra kontrol eder.


Enerji merkezleri - çakralar, yerleri, isimleri ve salgı bezleriyle ilişkisi :

Canlılardaki
zihinsel eğilimler, doğrudan ya da dolaylı olarak enerji merkezlerinin yanında yer alan salgı bezleri ve alt salgı bezlerinin ürettikleri hormonların yönetimi altındadır.
Çakraların titreşimleri salgı bezlerini hareket geçirip hormon salgılamalarına neden olur.
Eğilimlerin kendilerini olumlu ya da olumsuz; dengeli ya da dengesiz şekillerde ifade etmeleri; salgılanan hormonların normal ya da anormal miktarlarına bağlıdır.

Bu enerji merkezlerine bakarsak :
1.Muladhara Çakra
Omurganın alt üç omurundadır. Bir yılan gibi kıvrılarak uyuyan kundalini enerjisi
buradadır. Psiko-ruhsal, zihinsel, bedensel ve de ruhsal özlemleri kontrol eder. Katı madde
ve toprakla ilişkilidir. Toprakta yetişen buğday başakları gibi altın sarısıdır.

2.Svadisthana Çakra

Cinsel organların arkasında bulunur. Bu çakra üzerinde egemenlik kurmak, hayatın her çeşit
fırtınalarından etkilenmeyen güçlü bir irade demektir. Gonad(üreme) salgı
bezleri buradadır. Bu bezler normalden az çalışmışsa, dogmatik bir kişilik, acımasızlık
ortaya çıkar. Dengeyi sağlamak için faydalı yoga hareketleri (asanalar) ise, yoga mudra,
yay hareketi ve inek başı”
dır. Sıvı madde ile ilişkilidir. Süt gibi beyaz renkte bir hilaldir.

3.Manipura Çakra

Göbek deliği hizasında omurilik üzerindedir. Ateş, (ısı) faktörünü kontrol eder. Kırmızı bir
üçgendir. Çevresinde mide, ve böbreklerin de bulunduğu bu bölge bir çok hastalığın da
kaynağıdır. Bilgeler tarafından beynin kalbi olarak da adlandırılır. Burada 10 farklı eğilimi
belirleyen böbreküstü (adrenalin) ve pankreas bezleri vardır. Tüketim toplumlarında ve
kalkınma adına doğanın tahrip edilmesi de dahil olmak üzere amaç için her şeyin mübah
görüldüğü ilerlemeci toplumlarda
,
“Daha çok... Daha çok isteme” alışkanlıkları, özenme, sadistlik, kıskançlık,başkalarının üstünde tahakküm kurma, bunun zıddı olan körü
körüne bağlanma duyguları bu bezler dengesiz çalıştığında ortaya çıkar. Zaten o tür
toplumlar da bu zaafları körükler. Fakat bu hırslar aynı zamanda bir çok rahatsızlığın ve
artık modern tıbbın da kabul ettiğiihtiyarlık hastalığının ve erken yaşlanmanın da
nedenidir.
Günümüzde hastalıkların kaynağının büyük ölçüde psiko-somatik olduğu
anlaşılmıştır. Düzensiz kalp atışları, nefes tıkanmaları, tansiyon problemleri, mide
rahatsızlıkları, kas gerilmeleri, sırt ağrıları
gibi şikayetiniz varsa bir daha düşünün. Ya çok zor çalışma şartları altında yaşıyorsunuz, ya zihniniz kazanma hırsıyla kuşatılmış,
ya da
başkalarına zorla kabul ettirmek istediğiniz fanatik bir düşünce ve inanç sisteminiz var
demektir. Paralı da olsak, parasız da, aşık da olsak-maşuk da; ortada biz yoksak bunun ne anlamı var ?
Yukarda saydığımız rahatsızlıkları kaynağında yok etmek ve böbreküstü ve
pankreas salgı bezlerinin dengeli çalışmasını sağlamak için bu çakraya yönelik etkili 3
asana sayabiliriz. Bunlar, tavus kuşu duruşu, yay duruşu ve tekerlek duruşudur. Tabii hareketlerin etkisi geçince aynı davranışlarda bulunmamak kaydıyla...
Bunun ne size ne
insanlara faydası olur. Çünkü ağrılar, sızılar yine başlar.


Tek bir insan bünyesi, aynı zamanda insanlığın şimdiye kadar kurduğu bütün inanç
sistemlerinin,olumlu, olumsuz örgütlenmelerin, yapılanmaların, kurumların çıkış
kaynağıdır. İşte bu yüzdendir ki, ancak insanın özgür dönüşümüyle, cennet bir
Gezegen’e kavuşacağız

4.Anahata Çakra

Göğsün tam ortasındadır. Elementi hava ve gazlardır. Gökyüzüne yükselen duman rengi gibi yeşilimsi gridir. Kontrol ettiği eğilim umuttur. Umutsuz insan karamsar olur. Depresif bir
zihne sahiptir. Bu da hastalıkların kaynağıdır. Tıbbi araştırmalar, burada yer alan timüs bezi salgılarının bedenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, yabancı virüsleri yok ettiğini ve
kanserli hücrelerle savaşan T hücrelerini yarattığını kanıtlamıştır. Kalp çakrasını güçlendiren hareketler, “kobra, pulluk ve meditasyon pozları dır. Timüs bezi bedenin bağışıklık sisteminin oluşturulmasında etkendir.




5. Vishudha Çakra

Gırtlak noktasında bulunur. Tiroid ve para tiroid bezleri bu çakrayla ilgilidir.
Elementi eter, esir veya uzay maddesidir. Gökkuşağının tüm renklerine sahiptir. Ses titreşimlerinin duyusunu taşır.
Tiroid bezi, bedenin büyümesi, zihinsel denge, kas doku ve üreme bezlerinin iyi çalışmasını sağlar. Fazla çalışan bir tiroid, kilo kaybı, asabiyet, hızlı kalp atışları, yüksek kolestrol demektir. Kadınlarda yumurtalıklar üzerinde etkilidir. Paratiroid bezi ise iskeletin ve kemik dokunun güçlü olmasını sağlar. Az çalışması erkeği kişilik olarak zayıf, bağımlı ve kavgacı yapar. Kadınlarda ise bencil bir karakter oluşturur. Bilincin sezgisel yanı, algılama ve içsel uyanış bu çakrayla ilgilidir. Küçük egoyu büyük ben içinde eritme arzusu burada ortaya çıkar.
Bu çakrayı etkileyen asanalar, mum hareketi ve balık pozisyonudur.



6.Ajna Çakra

İki kaşın birleşme noktası arasındadır Elementlerin ve bedenle ilgili duyu organlarının ötesindedir. Ayrıca renklerin de ötesindedir. Ne rengi vardır ne de şekli. Diğer salgı bezlerinin kontrolunu yapan hipofiz salgı bezinin para-psikolojik yapımız üzerine çok etkisi vardır. Bir yanı Ruhsal ve içsel bilgiyi diğer yanı dünyevi bilgiyi kontrol eder. Zihni üst-bilinç seviyesine çıkaran, zihni özgür kılan ve yücelten yol buradan geçer. 1. Kök çakrada (Muladhara) birbirine iyice bağlı olan enerji kanallarının bağları, Ajna çakrada çözülür.

Zaman, mekan, birey sınırlamalarının ötesine geçme yolculuğunun başlangıç noktasıdır. İkilemler biter, birliğin duygusu başlar. Düzenli meditasyonla çokluktaki bu birliği deneyimleriz. 5 Temel çakrayı Ajna çakra kontrol eder.

Katı, sıvı, ısı, hava ve eter (boşluk) gibi 5 elementin de ötesindedir.




7.Sahasrara Çakra

Başımızın en üst noktasında , hipofiz salgı bezinin hemen altında yer alır. Diğer çakralardan
farklı olarak, zihinsel eğilimleri yoktur. Ancak hepsini yöneten orkestra şefi gibidir. Renksiz ve şekilsizdir. Ancak ilişikte olduğu epifiz salgı bezi, melatonin salgılanmasını kontrol eder. Zihinde bilinç uyanıp içselleşme yaşandığında, epifiz salgı bezi çalışmaya başlar. Zihnin öznel yanı ile içsel faaliyetleri arasındaki dengeyi kurar. Meditasyon sırasında ise özel bir salgı bezi çalışır. Bunun salgıladığı sıvıya “amtra-picuş tanrısal içki (nektar) denir. Bu salgı bezinden salgılanan bu sıvı aşağı doğru sol kanal boyunca akar ve tüm salgı bezlerini ve sinir sistemini canlandırır. Kaba düşünceler ve sürekli günlük hesap-kitaplarla meşgul olan zihinde ise; bu salgılama epifizde başlar ve orada tükenir. Akıl kafesimizdeki maymun iştahlı zihin; yıllarca bizi, nefret-haset, dedikodu, yüzeysel merak, ince zeka oyunlarıyla oyalar. Her alanda uç-duygusallıklar yaşayarak, kendimize ve başkalarına zarar veririz. Duyarlılığın, koruyuculuğundan, bilgeliğinden ve de empatisinden uzaklaşırız.

YOGA FİZYOLOJİSİ


Gözyaşı, ter gibi dışa salgılanan bezlerin tersine, endokrin salgı bezlerinin salgıları, bedenin iç organlarında kullanılır. Bu bezlerin salgıladıkları hormonlar, birbirlerinin çalışmalarından, sinir sisteminden, üreme sisteminden kişilik yapımızın oluşmasından ve bedenimizin bir çok faaliyetinden sorumludur. Belli başlı endokrin salgı bezleri; epifiz-şef salgı bezi-, hipofiz, paratiroit, tiroit, timüs, adrenaller, pankreas ve üreme salgı bezleridir. Bir çok salgı bezinin varlığı, nasıl çalıştıkları, ne işe yaradıkları, bedeni ve zihni nasıl etkiledikleri henüz tam olarak modern tıp tarafından keşfedilmemiştir. Fakat bilinen şudur ki bu bezler; kişiliğimizi oluşturmakta ve bedenimizin sağlıklı ya da hastalıklı olmasını belirlemektedir.
Hormon salgılarının düzensizliği yüzünden; dar görüşlülük, bencillik, nefret, acımasızlık, baişkalarında sürekli hata bulma çabası gibi bir çok olumsuz davranış ortaya çıkar.
Bu psikolojik etkiler aynı zamanda bedendeki bir çok hastalığında kaynağıdır.
İşte yoga bilimi, gerek nefes çalışmaları, gerek asana denilen beden hareketleri ve de gerekse meditasyonla, hormonlarımızın dengeli çalışmasını sağlayarak bizde sağlıklı bir beden ve zihin fizyolojisi yaratır. Bunun için yediğimiz yiyeceklerden oluşan hücrelerimiz, sürekli düşündüğümüz şeylerin belirlediği kişiliğimiz, bizim davranış şeklimizi de belirler.



Sağlıklı zihin… Sağlıklı beden… Sağlıklı Psikoloji…
Ve sağlıklı eylem…


Mitokondriler ve yoga
Yoga asanaları ve nefes çalışmaları bizi ihtiyarlık hastalığı’ndan kurtarır. Böylece yaşlanma süreci yavaşlar. Moleküler biyoloji alanındaki son araştırmalar, yaşlanmayı tetikleyen en önemli unsurlardan birinin, hücrelerin enerji santralleri olan mitokondriler olduğunu kanıtlamıştır. Yunanca, mitos: iplik/ chondros/ tane-buğday anlamına gelir. Milyarlarca yıl öncesinin bakterisi olan mitokondriler bazı canlıların oksijenli solunuma geçmesinden sonra hücrelerin enerji santralleri olmuştur.Yediğimiz besinlerin takip ettiği yol mitokondrilerde enerjiye dönüşürken ortaya çıkan serbest radikaller oksitlenmeye neden olur. Bu aynı bir çivinin paslanması gibidir. Enerji santralarının ortaya çıkardığı bu oksitlemenin etkisi; kandan damarlara, kaslardan kemiklere kadar bütün bedende kendini yaşlanma olarak gösterir. Bu biyolojik saatimizin doğal işleyişidir. Yaşlanma sürecinde mitokondrilerdeki DNA bozunması da (mutasyon) giderek hızlanır. Aynı bir bebeğin hızla büyümesi gibi, ileri yaşlarda da zincirleme reaksiyon sonucu hızlı bir yaşlanma sürecine gireriz. Yanlış beslenme, hareketsizlik, stres, sigara gibi alışkanlıklar bedenimizin en alt birimleri olan DNA ların bozunma sürecini katlayarak erken yaşlanmaya başlarız. İşte doğru ve sistemli yapılan yoga çalışmaları hücrenin bir organeli olan mitokondrilerdeki DNA bozunmasını en asgari ölçülere indirerek biyolojik saatin çalışmasını yavaşlatır. Çok saniyemiz az saniye olur, yavaş yavaş yaş alırız. İleri yaşlarda bile sağlam bir omurgamız, dinç bir bedenimiz olur. Yapılan deneyler sonucu serbest radikallerin ortaya çıkışını azaltmanın sloganı da;
' az kalori çok yaşam' dır




YOGA… MÜZİK… DANS…

'Dans hayatı ilk kaynağından yaratır ve yaşananı anlatır.
Hayat ve sevgi aynıdırlar. Sevgi, sürekli birleşmeyi arayan şimdiki zamandır.
Ruh kucaklamadan yaşayamaz.
Böylece dans, varoluştaki sonsuz zevki ve sevinci dile getirebilir.'
Christine Brodbeck

İnsan, hangi şartlar altında olurlarsa olsun, ne danstan, ne müzikten hiçbir zaman vazgeçmedi. Sanki insan bedeninden taşan müzik, kendisini dans olarak gösteriyordu.
Doğada ağaçların salınımı, gökyüzünde kuşların uçuşu, bulutların hareketi, bir dans festivalinin görüntüleri gibi değil midir ?

1877 de doğan, çağdaş dansın tanrıçası olarak da bilinen İsodara Duncan, anılarında şöyle yazıyor, Dans etme fikrinin kafamda ilk belirişi, çok küçükken deniz kıyısına gidip dalgaları seyre daldığım zamanlara rastlar. Onların hareketlerini dikkatle izler, aynı ritmle dans etmeye çalışırdım. Dans etmek için tek okul tanıyorum: Doğa.

Asanaları doğadan esinlenerek keşfeden yoganın da dansla ilgilenmemesi mümkün değildi.
Shiva nın karısı Parvatti’nin geliştirdiği yoga dansları bugüne kadar gelmiştir.

YOGA VE BESLENME




Yiyecekleriniz ilaçlarınız, ilaçlarınız da yiyecekleriniz olmalıdır...
Hippocrates



Yaşadığımız evrenin; enerji ve maddenin farklı titreşimlerdeki toplamından meydana geldiği bugün bilim tarafından da kabul görmektedir. Aynı şekilde bütün besinlerin de kendine özgü titreşimleri vardır. Bu salınımlar onu yiyen kişinin bedenini ve zihnini etkiler. Besinlerin etkilerini uzun süreler deneyen yogiler, besinleri, titreşimlerine ve insan sağlığındaki etkilerine göre 3'e ayırmıştır.

Duyarlı enerji içeren besinler

Duyarlı besinler, duyarlı kuvvetin baskın olduğu, zihnimizi açan ve sakinleştiren besinlerdir.
İnsan zihninde ve hücrelerinde duyarlı etki yaratan bu besinler ise: pirinç, buğday ve diğer tahıllar; nohut, fasulye, soya gibi baklagil ürünleri; ayrıca, süt ve süt ürünleri, patates, turp, havuç gibi yumru kökler ve yeşil yapraklı sebzelerin çoğu.

Değişken etkisi olan besinler

Bunlar beden için faydalı olup, zihin için tüketim biçimine göre bazen faydalı bazen faydasız olabilirler. Ama zararlı değildirler, etkileri değişkendir. Küçük miktarlarda çay, (Kara veya yeşil çay) kahve ve kakao ürünleri, bazı baharatlar ve hazır içeceklerin çoğu…

Kaba ve durağan etkisi olan yiyecekler
Kullanım ölçüsüne, besinin cinsine, kişinin biolojik yapısına ve de yaşına göre aşırı tüketimleri zararlıdır. Özellikle ileri yaşlarda çok tüketim; kollestrol oranın artmasına, kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasına ve de hipertansiyona neden olabilir. Bunlar; soğan, sarımsak, mantar, alkollü içecekler, et ve yumurta gibi...
İnsanın zihinsel, bedensel ve psikolojik yapısına en uygun beslenme tarzı olan vejetaryenlik , ilerici ve yeniliğe açık insanlarca daha bir kabul görmektedir.


Özellikle insanın fiziksel yapısı, bedensel işlevleri ve sindirim sistemi etoburlarınkinden tümüyle farklıdır. Aslan, köpek, kurt, kedi gibi etobur hayvanlarda çok kısa ve basit bir sindirim sistemi vardır. Bunun nedeni ise, vücutta uzun süre kalan etin, çabuk çürümesi
ve meydana gelen zehirli maddelerin kana karışmasıdır. Bu yüzden çürümüş bakterilerin bir an önce beden dışına atılması için kısa bir sindirim sistemine ihtiyaç vardır. Otla beslenen hayvanlarda ise bağırsak sistemi bedenlerinin 10 katı kadardır. Bu etoburlarda 3 kattır. Sindirim sisteminin uzun olmasının nedeni besinlerin sindirilmesi için uzun zaman gerekmesidir. Ayrıca etobur hayvanların diş yapıları da buna göre düzenlenmiştir. Eti koparmak için güçlü çeneleri ve sivri ön dişleri vardır. Etin sindirimi için çiğnenmesi
gerekmez, bu daha çok midede ve kalın bağırsaklarda yapılır. Damar sertliği, kanser ve kalp hastalıkları gibi rahatsızlıkların tetikleyen unsurlardan birinin de aşırı et tüketimi olduğu 10 yıllarca süren araştırmalar sonucu nihayet anlaşılmıştır.
Bir beslenme uzmanına göre :

“Yeryüzünde sözüm ona en gelişmiş insan kadar; bedenini
aşırı yeme ile sindirilmemiş, mayalanmış, çürümüş besinlerle ve doğal olmayan yiyeceklerle dolduran bir başka canlı yoktur”.